13’üncü Geliştirici Listesi Muharebesi

Son üç gün içerisinde özellike Pardus Geliştirici Listesi‘ndeki tartışmanın çok daha farklı yerlere çekildiğini görüyorum, bu yüzden hem yapılan bazı anlamsız eylemlere kızıyor, hem de ayrılıklara ve saldırganlıklardan endişe duyuyorum.

Söz konusu tartışmanın sebebi ise süreç takibi ve proje yönetimi aracı olarak Jira üzerinde karar kılınmasıydı. Tartışmalar oldukça uzadı, yeri geldi eski deferler de açıldı ve liste içerisinde bu tartışma bir kaç farklı başlık altından tartışılmaya devam ediyor. Ne yalan söyleyeyim ki, bu tartışmalardan önce Jira neydi – ne değildi? Bir bilgi sahibi değildim. Şu an için ikiye bölünmüş olan geliştiricilerden hangisi haklı ya da haksız, buna söz söyleyecek de değilim. Ancak her türlü tartışmaya karşın tüm bu tartışmaların, Pardus’u daha iyi bir seviyeye taşımanın yolları arasından da “sancılı” yollardan biri olarak görüyorum. Daha iyiye ulaşmanın da bu tür tartışmalar, çatışmaları da beraberinde getirebileceği gerçeğini göz ardı edemiyorum.

Yazımın başlığına ilham kaynağı olan konu da sözünü ettiğim bu tartışmalar. Bazen geliştiricilerin rencide olabildiği, bu projeden umutlu olan kesimin ise endişelenebildiği bu tartışmalar o kadar çetin geçiyor ki, bunları muharebeye benzetmekte bir yanlış görmüyorum. Şu günlerde konuştuğumuz bu tartışmalar ise 13’üncü değil, 53’üncü bile olabilir, sayı önemli değil çünkü. Ancak bu tartışmaları görüp de oldukça ilginç bir şekilde yorumlayan ve yansıtanları ve bu kişilerin yazdıklarını görünce, endişe yerini biraz sinire devrediyor.

Pardus adına bir benim için hatırı sayılır bir süredir katkı sağlayan onlarca, yüzlerce insandan biriyim. Bunu gerek katkı deposundaki tek bir paketle ilgilenmek gibi basit bir yolla, gerekse şu güne kadar her ay yayınlanan Özgürlükİçin.com E-Dergi‘nin tasarımını yapmak gibi benim için anlamı büyük olan bir yolla yapıyorum. Özgürlükİçin Forum sayfaları açıldığı ilk günden bu yana –eskisi kadar faal olamasam da– forum yöneticiliği yapıyorum. Sanıyorum ki Pardus adına yazılıp çizilenler hakkında iki satır görüş bildirebilecek, yanlış eylemlerde bulunduğunu düşündüğüm kişileri de eleştirebilecek bir konumdayım.

Bir kesim var ki, eleştirmenin de demek olduğunu, eleştirirken de çelişmenin ne kadar önemli olduğunu aslında bilmiyor. Nasıl mı? Soracağım tek bir soruyla yanıt vermelerini istiyorum şimdilik:

Proje yönetiminde Jira kullanılıyormuş, vay reziller!” diyen bu kullanıcıya internet sayfalarında gezinirken Adobe Flash eklentisi kullanmasının mümkün olmadığını; Nvidia ekran kartını tanıtabilmesi için Nvidia sürücülerini kurmasının mümkün olmadığını, müzik dinleyebilmek için MP3 formatını kesinlikle kullanmasının mümkün olmayacağını, Fransa’daki arkadaşınla konuşabilmek için Skype’ı kullanmanın mümkün olamayacağını söyleseydik, çünkü bunların özgür yazılım olmadığını söyleseydik, eminim ki bu kullanıcı Pardus’u kullanmayacaktı. Yani HTML5 ve uyumlu tarayıcılar ortaya çıkana kadar YouTube veya türevi sayfalar üzerinden video’lar izleyemeyecek, olurda Urban Terror ya da Tremulous oynamak isterse oynayamayacak, yıllar önce oluşturduğu güzelim müzik arşivini MP3 çalamadığı için dinleyemeyecek ve hatta belki de bunun için küfür edip “MP3 bile çalamayan bir işletim sistemi bu” diyecek ve Skype için muhtemelen Windows’u kullanacaktır. Pardus bunlar yüzünden kötü, özgür yazılım felsefesine ihanet eden bir dağıtım mı? Çöpe mi atalım? O zaman durun, acele etmeyin! Hemen ardından Ubuntu’yu, Fedora’yı da çöpe atalım…

Şimdi burada yazılanları bir defa okur ama iki defa düşünürseniz, aslında varmanızı düşündüğüm nokta şu; eğer özgür yazılım adına bir katkı yapıyorsak, ortaya çıkacak olan ürün özgür yazılıma katkı sağlayan bir ürünse ve çoğunluğun ihtiyaç duyacağı kapalı kaynak kodlu bir ürünlere alternatif olarak açık kaynak ürünler yoksa ya da dengi değilse; bu ürünlerin de yer almasında bir hata olmadığını düşünüyorum. Yukarıdaki paragrafta sözü geçen eylemleri gerçekleştirelemese, Linux’u ve özgür yazılımı Pardus ile tanımış olanlardan kaçı şu an hâlen Pardus ya da başka bir Linux dağıtımı kullanıyor olurdu ki?

İşte eleştirirken çelişmekten kastettiğim nokta da bu oluyor.

Ama gelin görün ki, şu günlerde geliştirici listesinden gelen ayrılık haberleri (ki ayrılanların şahsına veya kararları üzerine hiç bir yorum yapmamaktayım ve saygı duymaktayım) üzerinden “İyi ki de ayrılmışlar, bu proje bu insanları hak etmiyor” şeklinde yorumlarken, Pardus’un elle tutulabilir ilk sürümüne kavuştuğumuz günlerden bu günlere de bir kere dahi “çamur atayım izi kalsın” zihinetinden uzak bir yorumda bulunmayan kimselerin de bu yorumlarını hiç gerçekçi, hiç samimi bulamıyorum.

Öte yandan, özgür yazılım felsefesine duyulan bağlılık açısından Pardus’un diğer dağıtımların (bazıları için özellikle Ubuntu’dan) çok gerisinde kaldığını dile getirenler için de ilginç bir bilgi; Ali IŞINGÖR’ün forumda yazdıkları sanıyorum ki ne demek istediğimin basit bir örneği olacaktır.

(…)

Bir başka konu ise, bunca zamandır içinde yer aldığım E-Dergi projesinde neden hâlen Scribus‘a geçiş yapılamadığı. Özgürlükİçin.com E-Dergi’nin 23’üncü sayı çalışmalarına geçirdiğim bir hastalık sebebiyle katılamadım. Anıl ÖZBEK‘in editörlüğünü üstlendiği bu sayı için onun kadar benim için de önemli olan konu ise, 23’ncü sayının Scribus ile hazırlanması ve bundan sonra yolumuza Scribus ile devam etmemizdi. Ancak bir önceki cümleden de tahmin edilebileceği üzere, bu çalışmama bir ara vermek durumunda kaldım. Gizem BELEN ve Seda AKAY, Ajans Pardus’un 22’nci bölümünde Scribus ile çalışmanın bir takım zorluklarından bahsettiler, ancak şu güne kadar ki dergi çalışmalarındaki görevimden dolayı bu konuda bir kaç satır benim de bir açıklamada bulunmam gerektiğine inanıyorum.

E-Dergi’nin şu an için benimsenen bir tasarımı, içeriği ve bu öğelere dair şaşmadığımız bir takım kuralları var. Yeni bir uygulamaya geçerken, aynı süre içerisinde en az aynı performansın alınıp alamayacağı, işin sonunda ise en az aynı kalitede bir tasarımın ortaya çıkıp çıkamayacağı önemsediğimiz bir konu. E-Dergi’nin Scribus üzerinde hazırlanması sürecinde karşılaşılan sıkıntıları çok kısaca özetleyecek olursak, dergi içerisinde yer alan bağlantıların yazıya değil sadece görsellere veya nesnelere eklenebilmesinin veya arayüzün mevcut kullandığımız uygulama kadar kullanışlı olmayışının bu süreci uzatabileceği endişesi de bizi iki kere düşündüren bir konu oldu şu güne kadar.

Tüm bunların toplamına bakacak olursak; endişelerimi dile getirdim, kızgınlığımın sebeplerini dile getirdim, açıklama ihtiyacı duyduğum sebepleri açıkladım, ancak yazımı sonlandırmadan önce dile getirmem gereke
n bir konu daha var; o da insanlara duyulması gereken saygıdır.

Bunu da neden söylediğime gelince… Bilindiği üzere Özgürlükİçin, Pardus ve özgür yazılım adına faaliyet gösteren tek topluluk sayfası değil. Özgürlükİçin’den önce ve sonra, Pardus’u veya başka bir Linux dağıtımını temel alan onlarca topluluk sayfası var. Bunların zaten olması ve desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Ancak, bu topluluklara üye olan bazı kişiler Özgürlükİçin’de yapamadıkları saygısızlıkları ne yazık ki burada sergiliyor ve bu davranışlarını da özgür olmakla savunuyorlar.

Şimdi yazacaklarımı ise bu özgür yazılım topluluklarının geneline değil, bu saygısızlığı yapan kişilere yöneltilmekteyim. Alınmakta serbestsiniz! Yazılan yazının sonunda dilediğiniz kadar gülen surat ifadeleri yerleştirin, bu projede alınan kararlar sebebiyle hiç kimseye vatan haini edebilecek ya da hakaret edebilecek ve bu davranışlarınızı haklı çıkarabilecek konumda değilsiniz. Hele ki zamanında korsan yazılımı savunmanız sebebiye insanları birbirine küstürdüyseniz, hakaretler ettiyseniz ve bu davranışlarınızın sebebiyle kimi insanları için bir zamanlar yöneticisi olduğunuz topluluğun “korsan yazılımı destekleyenler” gibi bir kara listeye alınmasına sebep olduysanız.

(…)

Son üç gün içerisinde dönüp duran tartışmalardan (ve önceki tartışmalardan da) alınabilecek onlarca ders olduğuna ve yıkıcı değil yapıcı olmak isteyenlerin de bu konularda nerede hataları olduklarını göreceğine inanıyorum.

Projeden ayrıldığını açıklayan geliştiricilerin, gönüllülerin ve katkıcıların ise kararlarını saygıyla karşılıyorken, üzüldüğümü de bir kez daha yazmak istiyorum.

Bir projeyi, bu proje altında çalışan insanların ve bu insanlarının emeklerinin bir cümleyle çöpe atılamayacağı bir gerçek. Bu sebeple, eleştiri yapan kişilere eleştirmemelerini değil, kendileriyle çelişmemelerini ve saygılı olmalarını diliyorum.

İnsanların birbirlerine karşı daha da saygılı olmayı öğrenecekleri günleri en kısa sürede görebilmek dileğiyle.

En azından destekçisi olduğumuz projeler ve üyesi olduğumuz topluluklar içerisinde görebilmemiz dileğiyle…

Hak edene saygılarımla…